Neredeyim bilmiyorum, bilmekte istemiyorum. Vazgeçtim artık bilmediğim ormanda, bilmediğim yollarda huzuru aramaktan, rahat bıraktım onu. Saatlerce, günlerce, aylarca kalbime kırılmaya alışması gerektiğini anlatıyorum artık. Alışmak zor biliyorum yine de deniyorum şansımı. Takvimlerimi kaldırdım masamdan. Biliyorum zamanı takip etmenin anlamsız olduğunu. Susturdum sürekli plan yapmaya çalışan düşüncelerimi ve dedim ki ona: “Hayatı yönettiğini sanıyorsun, senaristin kendin olduğunu sanıyorsun, sustur o benliğini, anla artık sen sadece emirleri yerine getirmekle mükellef olan bir oyuncusun. Hayat izin verirse doğaçlama yaparsın vermezse itaat edersin.”
  Anılarda olmak istedim bugün elimdeki bütün “Anı Kutum” diye süslenmiş kutuları açtım. Çoğu zaman gülümsedim. Bu kadar içten olacağımı düşünmemiştim, ne kadar masum ve tertemizdi o günler. Köşede katlanmaktan yıpranmış kağıdın bana seslendiğini düşündüm. Merakla açarken müsbetteyi, ruhum sanki burada yazılanları kaldıramayacağımı iddia ediyordu. Merak sardı bir kere, açtım ve gözlerim her bir kelimeyi didik didik etti, dudaklarım onlarla beraber söyledi:
  “Her geçen zaman dilimi size olan öfkemin yükü altında eziliyorum. Size olan yalan gülümsemem kalbimin isyanı karşısında sessizliğine biraz daha gömülüyor. Her bir gözyaşı damlam yanacağınız cehenneme odun olmak için hazırlanıyor.
  Gözlerimin nefret dolu bakışı damarlarımdaki kanın hırçınlığını bir kat daha arttırıyor. Buza kesmiş kalbim canımdan kanımdan olsanız bile gözyaşımın katiliyseniz hakkım helal değil sözlerini dudaklarımı yakarak dile getiriyor.
  Ben bir kez daha hayata yenilmiş ruhumun parçalarını topluyorum mezarımda.”

  Bu yazı, kafama en sert darbeyle yönetmenin hayat, senaristin hayat, benim oyuncu olduğumu tekrar tekrar hatırlattı.
Yine yönetmen kazanmıştı bana da senariste uymak kalmıştı.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir