Nâzım Hikmet’in diğer adıydı umut. Hatta diyebiliriz ki Nâzım Hikmet umudun ta kendisiydi. O karanlığın ardındaki umudu ortaya çıkarmaya çalışan değerli yazarlarımızdandı.
Nâzım Hikmet: 1902 yılının 15 ocak gününde Selanik’te doğdu.

Onun doğduğu sıralar zaten Osmanlı Devleti çöküşe geçmişti. Tahtta ikinci Abdülhamit vardı. Yaşıtlarına göre Nâzım çok şanslıydı. Büyük dedesi ve dayısı paşaydı. Annesi Celile Hanım ise soylu bir aileden geliyordu. Nâzım çok küçük yaşlarda bile edebiyata Şiire çok meraklıydı ve şiiri çok seviyordu . Öyle ki ilk şiirini 11 yaşında yazmıştı Nazım. Şiirin adı ise Feryad-ı Vatan.
Sisli bir sabahtı henüz,
Etrafı bürümüştü bir duman,
Uzaktan geldi bir ses ah aman aman,
Sen bu Feryad-ı Vatanı dinle işit,
Dinle de vicdanına öyle hükmet,
Vatanın parçalanmış bağrı,
Bekliyor senden ümit.

Sadece 11 yaşındayken bunları yazabilen bir çocuk tabi ki ileride çok büyük bir yazar ve şair olacaktı. Daha o yaşta kendine has bir üslubu ve duruşu vardı Nâzımın. Yalnız vazgeçemediği bir huyu vardı ki düşünce insanıydı.
Ne olursa olsun aklına koyduğundan vazgeçmezdi.
Bu düşünce tarzı büyüdükçe daha da kesinleşecekti. Nitekim öyle de oluyordu. Nâzım düşüncelerini özgürce söylediği ve özgürce yaşadığı bir dünya hayal ediyordu. İnsanların onun fikirlerine hücum etmediği, fikirlerini özgürce anlatabildiği , hayatını kimsenin baskısının altında kalmadan yaşayabildiği bir dünya hayal ediyordu sadece.

“Savaş, korku ve sefaletten başka bir şey değildir” diyordu.
Bu cümle bugün bile haklılığını korumakta. Nâzım’ın düşünce dünyası çok farklı ve çok özeldi, ve düşünceleri uğruna çok fazla mücadele verdi. Çok tepki aldı.
Hatta bu yüzden Bursa’daki ceza evine 28 yıl hapsi istendi. Tesadüf odur ki aynı ceza evinde Raşit Kemali (Orhan Kemal )ile kalıyordu. O zaman ona en büyük arkadaşlığı Orhan Kemal yapmıştı.

Orhan Kemal, Nâzım’ın en büyük hayranıydı. Her zaman ondan öğrenecek çok şeyi olduğunu düşünürdü. Şiirler yazar Nâzım’a okutur, çoğu zaman onun fikrini alırdı. Çünkü onun düşünce dünyasına çok hayrandı.
Karşıt görüşlü insanların bile Nazıma hayranlığı vardı.
Çünkü Nâzım onlara bile saygı duyardı. Zira o karşısındaki insanın fikirsiz olmasındansa karşıt bir görüşe sahip olmasını yeğlerdi.
Nâzım, Rus yazar Mayakovski’ye hayrandı. Hatta o kadar hayrandı ki tanıdıkları Nâzım’ın onu taklit ettiğini düşünürdü. Nâzım Hikmetten bahsetmişken Pirayeden bahsetmemek olmazdı değil mi?
“Kalbimin kızıl saçlı bacısı” derdi onun için. Piraye iki çocuğu olan kocası vefat etmiş bir kadındı.Nâzım’ı tanıdığında. Nâzımın çok fazla aşk anısı olmuştur ama kullandığı ifadelere göre en çok Piraye’yi sevmiştir. Çünkü en çok Piraye onu beklemiş ve en çok onu Piraye sevmişti. Çok vefakar bir kadındı Piraye. Hatta öyle ki ondan ayrıldıktan sonra bile ona olan aşkına sahip çıkmış başka birine aşık olmamıştır.
1951’de Nâzım’a Dünya Barış Komitesinden bir telgraf geldi.
Onu İngiltere’de yapılacak olan Dünya Barış Kongresine davet ediyorlardı. O biliyordu ki Türkiye ona pasaport çıkarmayacak. O da kaçak yollarla gitmeye çalıştı. Onu bir gemi karşıladı.. O bu sorunları çözmek için Moskova’ya gitmek istiyordu. Öyle de oldu. O ülkeden gidince meclis kararıyla onu vatandaşlıktan çıkardılar. Moskova’da da öldü Nâzım Hikmet. 2009 yılında yine meclis kararıyla Türk vatandaşlığına geri alındı.
Size birazda 2007 yılında Biket İLHAN yönetmenliğinde çekilmiş “Mavi Gözlü Dev” filminden bahsetmek istiyorum. Şairin Bursa Cezaevinde geçirdiği yılları baz alarak çekilmiş bir film. Özellikle Nâzımı oynayan Yetkin Dikinciler, Nâzımın içinde bulunduğu durumu o psikolojik halini çok iyi canlandırmış. Nâzımı o kadar çok benimseyerek oynamış ki, gerçek Nâzım Hikmet aynen oymuş gibi hissediyorsunuz.
Zaten Nâzıma benzerliğiyle de biz edebiyat severleri derinden kendine çeken bir film. Mübalağa ederek diyebilirim ki gerçek halini bilmesek o sanabiliriz. Piraye’ yi ise Dolunay Soysert oynamış. Bence Piraye’yi oynayacak kişiyi Nâzımın Piraye’ye olan mektuplarına bakarak seçilmiş gibi. O derece.
Nâzımın Piraye tasvirlerine uyan biri olmuş ve vefakar rolünü de çok içten oynamış. Raşit Kemali’ yi canlandıran Rıza sönmez de Nâzımla olan arkadaşlığını çok iyi anlatmış. Özellikle yazılarını Nâzıma göstermesi ve onun yorumlamasını istemesi filme ayrı renk katmış.
Her şeyden önce filme göre Nâzımın içinde bulunduğu toplumdaki çoğu insan aslında Nâzımın iyi bir şey yaptığını, düşüncesi uğruna savaş verdiğini biliyorlardı .Ve çoğu insan buna saygı duyuyordu. Tabi saygı duyanlar kadar duymayanlarda çoktu. Filmi Nâzım Hikmet hakkında kendinize bir şeyler katmanız açısından izlemenizi tavsiye ederim.
Nâzım Hikmet, davasından sonuna kadar vazgeçmeyişiyle azmiyle, kararlığıyla verdiği varoluş mücadelesiyle, baskısız özgür yaşam mücadelesiyle, yazdıklarını, fikirlerini ortaya özgürce atmak istemesiyle insanlara bir şeyler öğretmek uğruna verdiği mücadeleyle hepimize örnek olmuştur.

Hepimiz bilelim ki bu dünyadan bir Nâzım Hikmet Ran geçti…

Sena Nur Köroğlu

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir