İnsan bu dünyaya gelmeyi kendi seçmezken yaşamayı kendi seçer. Peki insan neden bunca mücadeleye katlanır?
Var olan ilk günden bugüne herkes koşuşturmaca içerisinde. Bazen kafasını kaldırıp gözlerini semaya diktiğinde insan, neden bu kadar çaba verdiğini bile unutuyor. Kendinden bir haber sorumluluklarını yerine getirmeye, beklentileri karşılamaya uğraşıyor. Seçtikleri bir yana seçmediklerinin bile bedelini ödüyor, kısacık anlar için. Peki insan neden her anını güzelleştiremez? Her an, nasıl güzelleşir?
Bize hep nasıl başarılı, nasıl daha güçlü olacağına dair fikirler empoze edildi. Hep başarıdan sonra sefasını sürersin dendi. Peki neden sefa ve mutluluk istediklerimizi almadan, istediklerimizi başarmadan mümkün olamıyor? Yoksa insanların gizli bir sırrı var da yeni yetme olan bizlerden mi saklanıyor? Çocukken sorumluluk olmadığı için herkes o anları mutlu ve iyi geçmiş hatırlar ama bir çocuğun sorumlulugu en çok golü atmak, en hızlı bisikleti sürmek değil midir? Çocukken insan kendine sorumluluk biçer ama mutludur. Yaşam ilerleyip dallanıp budaklanınca mutluluk ulaşılmaz olmaya başlar. Herkes mutluluğa ulaşmaya çalışıp yıllarını sahip oldukları ve olmadıklarıyla mutlu olmaya zorlar. Ama çocukken ne kadar da kolaydı mutlu olmak. Biz mi zorlaştırdık mutlu olmayı yoksa bize elde edilmesi gereken bir şey olduğu söylendiği için mi biz mutluluğu öteye koydukça uzaklaştı?
O halde bunca yıl kandırıldık. Tıpkı Uyuyan Güzelin prensin öpmesini beklediği gibi mutluluğu bekledik. Ya mutluluk bize gelecekti ya da yoğun çabaların bir lütfu olarak hayatımızda olacaktı, kural buydu. Bize böyle öğretildi. Beden hasta ruh hitap düşünce mi bize söyleyecektiniz mutluluğun elimizde olduğunu? Karşımıza geçip gözlerimizin içine bakarak şaka yaptık mı diyecektiniz?
İnsanlığın utancıdır mutluluğu beklemek, mutluluğa ulaşmak için çaba vermek. Artık altın ruhlu büyük çocuklarız. Mutluluğun içimizde bizle var olduğunu biliyoruz. Mutluluğu arzulamıyor, mutluluğu beklemiyoruz. Kendimizle yaşatıyor, kendimizde anlam kazandırıyoruz. Artık daha fazla inanmıyoruz sözde bilgilere.
Artık büyüdük…

Ayşe Nur Bozkuş

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir