Hayat denen cellat ikinci şans tanıyor mu insana? Bazen insanların yanında cellat bile masum kalıyor ya, işte o noktadayım ben şuan. Cellat mıyım yoksa cellat benden daha mı vicdanlı? Sahi kimim ben? Bitmeyen kinim, öfkem, nefretim niye? Ben gökyüzüne aşık olandım ama bir kere gökyüzü bana insaf etmedi niye? Suçlu ben miydim? Güven istemek, samimi olunmasını istemek acınası bir durum muydu?

Biz hayata hep suç atarız oysa onu kirletende insan, temizleyende insanoğlu. Ah biz faniler nasıl oldu da unuttuk geldiğimiz yeri, ah biz faniler nasıl da unutulduk o mutlu sandığımız anılarda olmayı. Oysaki cellat önünde eğilesi bir yaşammış, yalancı rüyadan uyandıran, akın aslında kara olduğunu bize acı da olsa gösteren tek doğru oymuş.

Boğulmak denen şey sadece fiziksel olarak olmuyormuş. Ruhumun, duygularımın en çokta kalbimin boğulduğunu hissediyorum. Yardım istemiyorum insanlıktan çünkü kimse yardım etmeyecek biliyorum. Belki de cellat daha vicdanlı olur ve bana ikinci şansı verir. Hiçbir şey aramıyorum artık sadece yaşıyorum olabildiğince yaşıyorum elbette sorularım var benim bitmeyen, cevabının çok keskin ve ağır olduğu sorularım. Düşün ki kin, nefret ve öfkeyle büyüyen bir alev her gün, her saat her dakika biraz daha büyüyor peki bu alev sadece hep kendini mi yakacak sanıyorsun? Sanma çünkü duvarda asılı silah bile zamanı geldiğinde patlıyor, alevse yakacağı ve kül olacağı günü bekliyor.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir