Yaralıydı kadın, karanlık sokağın, karanlık kaldırımında oturmuştu. Akşamın soğuğu çökmüştü şehrin üzerine. Ona küçük çikolatayı uzatan genç kıza baktı. Kucağında gökten inmiş bir melek vardı. Sevgiye, şefkate ve huzura ihtiyacı olduğu her halinden belliydi. Yaralı kadın korkuyla uzattı elini kızın verdiği çikolatayı aldı. O kadar uzun zaman olmuştu ki çikolata yemeyeli, unutmuştu artık tadını. Açtı paketini sessizce, o paketi açarken bile tedirgindi, korkuyordu ses yapmaktan, kucağındaki meleğe verdi. Kendisi paketin içindeki kırıntıları yedi o an hatırladı gülmekten yanaklarının ağrıdığı günleri. Çok özlemişti o günleri, yanaklarının gülerken kırışmasını aynada görmeyeli epey zaman olmuştu.

Soruları hiç bitmiyordu, nasıl bu hale gelmişti? Ne zaman bu duruma düşmüştü? O sadece sevdiği adama evet demişti, suçu neydi? Sanki her şey silinmişti hafızasından. Oturduğu bu kaldırım onun acısına biraz daha acı katıyordu. Nasıl ayrılabilirdi meleğinden ama dayanamıyordu meleğinin acı çekmesine. Tek düşündüğü oğlunun iyi bir yerde, sıcak yemeklerin olduğu bir evde büyümesiydi başka çaresi yoktu. Binaya girdiğinde gözleri parlayan melekler kafilesini gördü ağlayarak onların yanına bıraktı kader kurbanını, sokağa çıktığında sorularının cevabını bulmuştu.

Hayatım dediği hayatını çalmıştı. Bir insan sevdiği insana nasıl el kaldırabilirdi? Çocuğunun annesine nasıl kıyardı? Ölüme gidiyordu adım adım ama ne babam dediği gölgesini açıyordu ona, ne de annem dediği cennet kokulu cennetine alıyordu onu. Bir mektup her şeyi anlatacaktı onlara. Onlar anladığında, yaralı kadının tabutuna sarılacaklardı, keşkelerin ateşinde kavrulacaklardı…

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir