Lügatimdeki sözcükler isyana kalkmış, kelimelerimin harfleri özgürlüğünü ilan etmiş gibi ihanetin sessizliğini yaşıyorum. Sessizlik miydi beni kahreden yoksa ihanetin bedeli miydi bu yüreğimin zarif ağrısı? Varlık sahasını terk edene değil sitemim yokluğu var sanmayıp hayallere sığınan benliğimeydi kızgınlığım. Gerçekler acı veren değildi, gerçeği kabul etmeyip hayale aldanmaktı en acısı. Yoklukta varlığı aramıyorum kendini var edip ihanet edeni arıyorum. Beni karanlıkta kör edeni bulmak istiyorum.

Aynadaki benim, ya bu eller kimin. Neden bu kadar bağımsız, neden benim gibi değiller? Bu gözler benim peki bu dudaklar kimin, neden benim gözlerimi temsil etmiyor? Bu gözyaşları benim, ah bu kalp benim peki bu hafıza kimin neden acı çekmemi istiyor? Ey aynadaki ben senim, sen bensin neden nefesimi hayatım etmiyorsun?

İsyanım yaşama değil, kendime. Bilinmezliğin bilinenini bulmaya çalışmamda bütün derdim. Oysa alışmak gerekirdi hayatın büyüsüne. Kime bu asilik, kime bu hırçınlık? Hayata mı yoksa hayal denen kahpeye mi? Peki ya umutlara ne demeli uzanıp tutacakmış gibi elimi. Gibilerin hüküm sürdüğü âlem sanki umutta terk edecek bir gün bizi, tıpkı sadakatin huzuru gibi.

Ruhlar bile yalana bürünmüş nerede şimdi gerçekler. Sorgulama beni, ben sonu olmayan bir kuyuya düşmüşüm, yalanlarda mahsur kalmışım sense beni kurtarmak için pamuk ipliğini sarkıtmışsın. Mahsur kalmak acı veren değildi kurtarıcı meleğin sahteliğiydi. Yaşam o kadar paha biçilmez değil, dinle beni Azrail idamını gerçekleştiriyor şimdi bu cahil…

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir