Aşk, nelere kâdirdir?

Sevgiye, acıya, belki vazgeçişe…
Peki ölüme?

Buna ne kadar aşk denilebilir bilmem fakat size bir aşk hikayesine saplantılı bir adamdan bahsedeceğim.
Adı, Fernand Arbelot.
Kit ve Morgan Benson tarafından yazılan kısa bir biyografiye göre, müzisyen, oyuncu ve aynı zamanda mimar Fernand Arbelot hakkında pek bir şey bilinmiyor.

Bu günlere bıraktığı tek mirası ise, mezarı!

Bu adamı farklı kılan, belki de buna sebep olan bir eser var.

Hepimiz Romeo ve Juliet hikayesini biliriz. Bu oyun beyaz perdeye 1594’te geçirilse de bugünlere ulaşmasını sağlayan ilk basımı 1599 da yapılmış mükemmel bir eser. Çok çok cimri olmasıyla da bilinen William Shakespeare, herkesi şaşırtıp bu eseriyle iki ömür satın almış olabilir.

Fernand Arbelot ile başlayacağım.
Kendisi büyük ihtimalle imgelerle yaşayan ve Romeo ve Juliet eserinin bir kez de olsa tadına bakmış biri.

İşte burda işler karışıyor ve bu eserle o ve karısının hayatı bir anda değişiyor.
Fernand tamamen sonsuz aşk kavramına takmış bir bireyken karısı ise onun tek kurbanı oluyor.

Düşünsenize, belki evinde sadece oturmuş kanaviçesini işlerken akıl sağlığından şüphelendiğimiz kocası onu sonsuz aşka kavuşma düşüncesiyle intihar süsü verilmiş bir biçimde öldürüyor. Bu mezar taşına baktığımızda aslında ne kadar büyük bir aşkı işaret ettiğini düşünsekte işin aslı asla böyle olmamıştır.

Bu zavallı kadının ne yaptığı herhangi bir şey, ne de mezarı bulunamıyor. Yarım kalmış bir aşk hikayesine saplantılı kocasının heykelinin ellerinde tuttuğu kafası haricinde hiçbir şey…

O, sadece bu saplantılı adamın takmış olduğu hikayedeki Juliet olması uğruna katlediliyor. Ardından bir heykeltıraşı görevlendiren Arbelot, sonsuza kadar karısının yüzüne bakma isteğini aktarıyor. Bugün gördüğümüz mezar taşında olduğu gibi bu adam elinde güzel oyulmuş masum bir kafa tutmuş şekilde bir mezar taşında yatıyor. Kendisi de Juliet’ini intihar süsünde öldürdükten sonra Romeo’luğunu yapıp intihar etmiş ve mezar taşı bugüne kadar taşınmıştır.


Kaynaklar, taşın Belçikalı heykeltıraş Adolphe Wansart’ın eseri olduğunu ve Arbelot’un ölümünden dört yıl sonra 1946’da tamamlandığını aktarmıştır.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir