Kalbimin kırgınlığını dile getirememenin verdiği acizlikteyim. Acıyorum verdiğim değerlere, acıyorum feragat ettiğim benliğime. Yoruldum diye haykırsam kim sesimi duyar? Sorgusuzca, yargılamadan, bütün samimiyetiyle kim yarama merhem olur? Çıkarsızca, amaçsızca kim beni sever? Matematik çok güzel cevaplıyor bu soruları. Elemanı olmayan kümelere boş küme diyor,  bu soruların elemanı yok, işte matematiğin gizemi benim sorularımın cevabını taşıyor.

  Aslında yaşam hayal kırıklığı silsilesinin ta kendisi. Bir kere yanlışlıkla hayal kırıklığı durağında indiysen geçmiş olsun yapıştı oranın havası kurtulamazsın bir daha. Tek yolun hayal kırıklığının çıkmaz sokağına gider. Sessizce oturmuş bekliyorum işte ben bu çıkmaz sokakta. Bekliyorum çünkü araftayım. Nereye baksam karanlık hangi yöne dönersem bataklık gün gün kayboluyorum ait hissetmediğim bu evrende.

 Yoruluyorum bazen, bırakıyorum sorgulamayı. Diyorum oh be rahatladım ama sonra tam bitti derken bir şeyler, çıkageliyor gam ve keder. Mücadelem sonuçsuz kaybım sonsuz oluyor.  

 Uzaklaşıyorum bir bir güzel duygular durağından. Kapılarımı kapatıyorum belki de doğrusu bu. İnsanlıktan uzak, varoluştan uzak, nedensizlere kapılmak… Değer mi gözyaşlarıma sanmıyorum, değer mi ruhumu incitmeye sanmıyorum bunları bilmeme rağmen ben kendimin cellatı oluyorum. Hayallerimi, umutlarımı, sevinçlerimi ve heyecanlarımı bu küçücük dünya uğruna öldürüyorum. Adice yargılıyorum ve hükmü veriyorum. İdam ediyorum bana emanet edilen hayatı. Emanete ihanet ediyorum pişman olacağım biliyorum.

 Kaptanı ben olan gemi, yolcusu ben olan gemi buz dağına esir oluyorum haberin var mı?

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir