Söz konusu yargılamak olunca bilirsiniz ilk başta elalem meclisi gelir. Ne kadar çok yargılıyoruz değil mi herkesi? “Şunun giyimine bak, böyle saç mı olur? Müzik dediğin böyle mi olur? Kız dediğin ince belli olmalı, erkek dediğin babayiğit olmalı, kadın dediğin biraz kendine bakmalı canım, kız dediğin böyle konuşmaz, kız sokakta gülmez, genç kızın evde sesi duyulmamalı “daha bunun gibi birçok örnek sayabilirim.
Aslında bunlar toplumun bizi dayattırdığı normlardır. Yıllarca onlara öyle öğretildiği için onlar da aynı şeyi bize öğretmeye çalışırlar. Farkında değiller ama bize öğretmeye çalıştıkları çoğu şey üzerine oturup düşününce o kadar saçma ki. Bu toplumsal dayattırmaların üzerine oturup düşünmediğimiz için zaten bize çok doğru gelirler. Ne kadar tuhaf değil mi? Bunları bize yıllarca öğretmeye çalıştılar ama bir kere oturup düşünmediler. Çünkü bu öğretilenler onlar için doğruluğu yargılanamaz bir bütündü. Büyüklerin öğrettikleri yanlış olabilir miydi hiç? Düşünmek düşünebilmek öyle güzel bir kavram ki her insanda beyin vardır ama her beyin düşünemez. Toplumsal yargının başlangıcıdır düşünememek, yargılamamak, her şeyi dogmatik olarak görmek. Onun dediği doğrudur zaten diye düşünüp onun dediğinin üzerine oturup düşünmemek. İşte budur toplumları bu hale getiren.
Geçmişte yaşayan filozoflar dünyanın şimdi ki halini görse ne düşünürdü acaba? En başta insanın hür düşüncesine saygı duymamak toplum baskısının en başında gelir. Bazı kararlar sadece insanın kendi hayatına yönelik kararlardır. Kimse ama hiç kimse o kararlara müdahale edemez. Ama toplum baskısı bir şekilde o karara karşı çıkıyor. Size toplum baskısı altında birçok örnek verebilirim; Kız çocuklarını okutmamak, küçücük çocuklara kadın gözüyle bakıp evlendirmek, insanların giyimine müdahale etmek, benimsediği düşünceleri yargılamak, benimsediği dini yargılamak, sırf ten rengi farklı diye yargılamak, benimsediği inançlardan dolayı örtündüğü için yargılamak, yaşama tarzı farklı diye yargılamak, kişinin cinsel yönelimi farklı olduğu için yargılamak ve daha sayamadığım niceleri. Hepimiz birer yargı kiti gibiyiz. Hayatlarımız bir yargı bütününden ibaret.
Bizim bu yargıları kırmamız gerek. Bu yargıları kırmanın başı eğitimden geçer. Ve en önemlisi çok okumaktan geçer. Öyle çok okumalıyız ki, farklı düşünceler, farklı fikirler ve farklı yönelimler duyduğumuzda bize tuhaf gelmesin. Bu sadece okuyarak elde edilecek bir durumdur. Çok okumalı, çok araştırmalı ve en önemlisi çok düşünmeliyiz. Bazı insanlar çok düşünmenin daha doğrusu çok sorgulamanın insanı zarara uğratacağı düşüncesinde. Aksine düşünmeyen insanların zarara uğramasından korkmalıyız. Bilinçli insan düşünen insandır, sorgulayan insandır, araştıran ve araştırdığının doğruluğunu kanıtlamaya uğraşan insandır. Yazımın başında demiş olduğum gibi toplum baskısının başı düşünmemektir. Eğer düşünmezsek, toplum baskısının içine karışacağız. Sizce de artık bir şeyleri değiştirmenin zamanı gelmedi mi? Bazı şeylere farklı bakmanın zamanı artık.
Geçmişte bunun için çabalayan çoğu yazar ve şairimizin sesi biz olmalıyız. İlerlemek için bir meşale de biz yakmalıyız…

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir