Bazı şeyler için geç kalmışım gibi hissediyorum. Hiçbir şey eskisi gibi kıpırdatmıyor içimi, harekete geçirmek için yeterli gelmiyor artık cümleler. En az annem kadar kolay alıştım “benden geçti artık.” demeye. Eskisi kadar arkadaşa ihtiyaç da duymuyorum mesela, sırtımı doğaya yaslamışım. Eskiden olduğu gibi hevesli de değilim hiçbir şeye. Fırsatını buldukça yalnız kalıyorum babam gibi, sessizleşiyorum. Dinliyorum mesela sürekli, anlatmaya gücüm mü yetmiyor yoksa kelime dağarcığım mı bilmiyorum. Ben bunu düşünürken o yerde akşam oluyor mesela, kuş sesleri yerini kurbağalara bırakıyor ben hâlâ düşünüyorum. Yalnızlık acizleştirir diyenlerin bunu aciz oldukları için mi yoksa yalnız kalmaya cesaret edemedikleri için mi söylediğini sorguluyorum, ben içimde bu soruyu özümsemeye çalışırken o yerde sabah oluyor. Bazen hayat birden sahilde yürürken ayağıma değen denizin köpüklerinin gıdıklayışı gibi hissettiriyor sonra gözlerimi aralayıp boyası kavlamış odamın duvarları ile bakışıyorum. Zihni kandırmak kolaydır diyorlar ben tutsaklığımı fazla içselleştirip buna ikna ettim sanırım kendimi. Ne istersen o olabilirsin demişlerdi bir keresinde ben bu kadar hissiz olmayı ne zaman diledim mesela? Hayat görüşüm böyle değildi eskiden, idealist olmanın önemi hakkında nutuk çekerdim benden küçüklere, şimdilerde ise en az annem kadar yorgun, babam kadar endişeli bakışlarım. İdealleri, prensipleri atın kenara huzuru arayın, seyehat edin edebildiğiniz kadar demek istiyorum ama yüzüm yok artık konuşmaya, ha bir de hevesim. Bana verilen sözden dönülmez diye tembihlemişlerdi, bu yüzden sözünün eri olmak en büyük prensibimdi mesela ama ben yere batsın prebsibi demeyi öğrendim. Bazen verdiği sözleri tutmaya gücü yetmez insanın ve bu onu kötü biri yapmaz, yapmamalı. Yoksa yapar mı?

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir