İnsan çoğu zaman içinde kocaman bir boşluk hisseder. Sonra o boşluğu doldurmak için çabalar durur. Peki bu boşluk niye olur ve nasıl geçer sizce?
Bu boşluk ya yalnızlık ya bir ayrılık ya bir boşveriş ya da her şeyden vazgeçis ile başlıyor bence. Küçükken ihmal edilmiş olmakla da alakalı elbette. Bugün bir hikaye dinledim. Yaşanmış bir hikâye. Öyle derinden etkilendim ki bende uyandırdığı hisleri kaleme almak istedim. Müsaadesiyle..
Düşünün ki minik bir çocuk. Her şeyden yoksun ve sevgiye, ilgiye aç. Küçükken verilmemiş ona o güzelim duygular. Hep ezilmiş, hep aşağılanmış, en ihtiyacı olduğu zamanlarda verilmemiş ona sevgi,ilgi , şefkat. Bekliyor çocukcağız.
Beklemeyip ne yapsın onun da ihtiyacı var şefkate. Görmüyor işte görmüyor. Kötü duyguların ev sahibi olmuş o minik kalbi. Kin, nefret ve zıt gitmekle ilaç bulmuş kendine. Öyle ifade etmeyi seçmiş belki de. Ne gördüyse onu yansıtıyor bir ayna gibi..
Bu minik çocuk o duygularla büyüyor büyüyor ve küçükken ötelendiği ne varsa her birini bir bir aşmak için çabalıyor. Hani küçükken şefkat verilmedi ya. Şefkat arama yoluna düşüyor önce. Ona şefkat gösteren herkes için kendiliğinden vazgeçiyor. Sadece minicik bir şefkat için. Vazgeçmek istemiyor, oysa eziyor kullanıyorlar onu. Fark etse de görmezden gelmeyi seçiyor belki de.
Sonra onu seven saygı duyan birilerine koşuyor. Onlar da sahici mi dersiniz? Hayır değiller tabii. Onlar da menfaatleri uğruna kullanıyorlar. Şimdi düşünüyorsunuz biliyorum, hiç mi seven çıkmadı? Hiç mi şefkat gösteren olmadı o küçük çocuğa? Evet gösterdiler. Ama artık büyümüştü. O sadece bir arayış içinde. İçindeki o şefkat görmemiş olan, saçını okşamamış eli arıyordu sadece. O eksikliği o boşluğu doldurmak için. Ama gerçekten şefkat gösterene de bağlı kalıyordu. Ya bu da giderse? Çünkü içinde dolmak bilmeyen bir açlık bir boşluk var. İhtiyacı var sevilmeye. Onu kullansalar bile, bile bile göz yumuyordu çünkü.
Çaresizlik bu.
O minik çocuğun minik çaresizliği. Sevgiye açlığı. Ama o çocuk büyüdükçe anladı ki sevgiye aç olsa da kimseye ihtiyacı yok. Canı yanıyordu çünkü. Onu kullanıyorlar ve gösterdikleri minik samimiyetsiz sevgiyi de başa kalkıyorlardı. Ah miniğim, kimseye ihtiyacın yok senin oysa.
Geç de olsa farkına vardı tabii. Sonra yalnızlığa öyle bir alıştı ki hayatına kimseyi almak istemedi. Çünkü artık güvenmiyor, sevmiyor ve görmek istemiyor. Kendini kendi sevdiği şeylere adamış. Yalnızca kendisine..
Sonra hayatına birini alacakken sanki dünyanın bütün yükünü omuzlarına bırakmışlar gibi hissediyordu. Neden biliyor musunuz?
Korkuyor delicesine. Kendi hıçkırıklarında boğulduğu günleri hatırlıyor. Yastığının sırılsıklam olduğu günleri, gece uykudan uyandıran ve ağlatan o günleri hatırlıyor.
Artık şefkat de beklemiyor, sevgi de beklemiyor. Yoruldu beklemekten. Aramaktan, bulmaya çalışmaktan.. Burada bırakıyorum bu yazıyı. Çünkü o çocuğun hikayesi de bu yazı gibi yarım ve eksik..

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir