Bugün de kalbime batan o bıçakla kucak kucağa geçirdim günümü, ne garip değil mi insanın acılarına sıkıca sarılması. Kurtulmak istiyorum artık diye bağırırken o bıçağa sıkı sıkı tutunması elleri parçalanırken… Ne garip değil mi? Hiçbir şey yokmuş gibi yaşamak kolay, her şey yolunda gibi gülümsemek her şeyden kolay ama sen bir de bunu yapana sor. Annem de üzgündü ama kalkıp kahvaltı hazırlamıştı yazıyordu bir yerde, bir de o anneyi izleyene sor. Bazı insanlar şanslı, bazı insanlar gerçekten şanslı, bir de şans kelimesini sadece sözlükte görene sor. Ne o bağrında taşıdığın şey diye sorsanız ve ben göstersem gülersiniz belki ama bir de avcum arasında sakladıklarıma sor. Bıçak sırtıyla da acıtmaya başladığında anlıyorsunuz göz yaşı güzel keskinleştirirmiş bıçağı. Yaşayarak öğrenir insan diyorlar ya hani bazı şeyler öğrenilmemeli, bazı şeyler yaşanmamalı… Mesela çocuk o anlamaz dediğiniz her şeyin zihinde kocaman bir delik olarak kalması yaşanmamalı. Tüm travmaların temeli o yaşlarda atılmıyor mu zaten, insan en çok çocukken yaşadıklarında takılıp kalmıyor mu? Kaçmaktan daha zoru varsa o da eve geri dönmektir diye bir yazı okudum bence ikisinden de zoru kaçmak istediğin yerle varmak istediğin yerin aynı olmasıdır. Kaçmak istediğin insanla sığınmak istediğin insanın aynı kişi olduğunu anladığında daha da rengi soluyor çiçeklerin. Artık hayatın bir anlamı yok dediğin noktaya geldiğinde anlıyorsun dünyayı gezip görmek isteyen çocuğun artık içinde bir yerde olmadığını. En çok korumak istediğin ilk ölünce şaşırıyorsun, sonuçta sakınan göze çöp batar değil mi? Konuşsan çok şey anlatacak gibisin ama anlatacak bir şey de kalmamış sanki. Bazen hayat çocukken izlediğin çizgi filmin zihninde olur olmadık canlandığı ve senin ne zaman buraya geldim dediğin an kadar sarsıcı olabiliyor, gerçi benim sarsıntılarım her zaman çok şiddetliydi ama bahsetmek istediğim o kadar uçsuz bucaksız olduğu bu hayatın. Sürekli yarın ölecekmiş gibi yaşa diyorlar ama nefes almak için bile izin almak zorunda kaldığımız bir hayat sunuyorlar bize. Bu hayat böyle bir yer işte. Oyuncak alamayacak bir çocuğun acı bir tebessümle oyuncak vitrinine bakması kadar içler acısı… Bir çocuğa çikolata uzatılırken diğerinin es geçilip izlediği ana şahit olmuştum. Birçok şey anlatıyordu o sahne bana, belki de sarılıp ağlamalıydım o çocuğa ama hiçbir şey teselli edemezdi ki onu. Sevilmediğini hissetmek bu kadar kolaydır ve zehir gibi hızla işler içine. Çikolata vermediğin ya da bazen nasılsın diye sormadığın için yalnız hissettiebilirsin insana, sevilmediğini hissettirebilirsin. Bazen de ne kadar gösterirsen göster tanıtamayabilirsin insana sevgiyi, alışmamışlığından kaynaklanıyordur bu durum. Ben ki sevgiyi hep çok merak etmişimdir, bir de o çikolatayı acı bir bakışla izleyen çocuğun şuan ne yaptığını…

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir