Ne zaman onun hakkında yazmaya girişsem tüm edebi endişelerim buna mani oluyor. Fakat edebi endişelerden tamamen uzak, sadece onun hakkında bazı şeyleri unutmamak adına yazmak istiyorum. Beyza, Beyza’m, meleğim. Aslında o bana meleğim diye seslenirdi. Ördeğim derdi bir de. Dudaklarımın şeklinden dolayı belki de bilmiyorum. Bunu da unutmak istemiyorum. Elleri çok çok inceydi. Parmakları uzundu. Tırnakları hep ojeliydi. Bakımlı ve alımlıydı Beyza. Lüle lüle saçları vardı. Saçlarını kestirmesini söylemiştim bir ara – ikinci sınıftaydık sanıyorum- yıprandığı dönemde ama böyle söyleyince bana küsmüştü. Kedileri sevmeyeni sevmezdi. Korkanları da asla anlamazdı. Sokakta ne zaman yardıma muhtaç bir hayvancağız görse onun için iyileşene kadar hergün ağlardı. Depremden bir hafta önce 31 Aralık’ta onu son gördüğümde de bir yavru kedi için ağlıyordu. 31 Aralık’tan bir hafta önce sanırım ailecek Beyza’nın evine gitmiştik. Minnoş anneannesi – o apartmandan tek sağ çıkan kişiydi- ve annesiyle birlikte mükemmel ağırlamışlardı bizi. Masayı donatmışlardı hatırlıyorum. O kedi de o zamanlar ölmemişti tabii. tuvalet problemi vardı bu arada. Ben kedi seven biriyim tanıyanlar bilir ama benim dahi tahammül edemeyeceğim şekilde pisletiyordu heryeri kedi. Beyza yoruldum bile demeden temizliyordu ama. Çok temizdi kalbi. Tanıdığım hiçbir insan gibi değildi. Herhangi bir şeye üzüldüğümde beni saatlerce dinler telkin ederdi. Ona göre ben daha az duygularını dile getiren taraftım ama. Sonradan sevmeyi bana o öğretti. Bana her daim özlediğini söyleyebilirdi ama ben utanırdım biliyor musunuz? Şimdi hep söylüyorum herkese söylüyorum ama Beyza beni duymuyor. Hayat çok acımasız. Beyzalar ölmez sanıyordum mesela. Deprem oldu ya hani. Herkes ölebilirdi, akrabalarım, diğer arkadaşlarım ama sanki Beyza ölmezdi. Hiç aklıma gelmedi bile enkaz altında olduğu. Şarjım yoktu o yüzden bana ulaşamadı dedim. Telefonunu almadan çıktı binadan bence yoksa o beni annemden arar ulaşırdı kankacım derdi yine o halde bana koşardı dedim. Asla da inanmadım. Gün batıncaya dek bana ulaşacağına inandım. Enkazdan çıkana dek de kabul etmedim orda olduğunu. En son kabullendiğim an birkaç dakika ağlayamadım bile şokla. O anları hatırlamak dahi istemiyorum. Aramızdaki boy farkı nedeniyle bana nazaran küçük duruyordu Beyza. Mezarı da çocuk mezarı gibi zaten. İnsan oraya varınca tutup bağrına basası geliyor o küçücük yeri. Mezarlıktan korkardım. Eminim o da korkardı. Şimdi orası tanıdığım birinin evi gibi. Çok yakın, ortamın kokusu bile bu hisse yakın. Üniversite’nin ilk gününden son gününe dek, üniversite hayatım Beyza, ben ve diğerleri olarak devam etti. Etrafımızdaki herkes değişiyordu, farklı arkadaş gruplarında takılıyorduk ama Beyza ve ben değişmiyorduk. Hep ikimizdik. İlk projem kabul edildiğinde onun için bile hediye hazırlamıştı bana. Ağlamıştım. Dedim ya duygularını çok belli etmeyen biriyim ben ama o hediyeye ağlamıştım. Ben ağlayınca aşırı şaşırdı. Senin asla ağlamanı beklemiyordum dedi. Sanki hissediyordum. Onunla geçirdiğim her an daha da kıymete biniyordu. Öyle bir insanın sevgisini haketmek olağanüstü güzeldi benim için. Ona dair hatırladığım en keskin anılardan bazıları eşim Enes’i kıskandığına dair anılardı. O zamanlar eşim değildi tabii. Onunla buluştuğum kadar kendisiyle de buluşmamı isterdi. Çok tatlıydı atışmaları. Hala özlüyorum. Ben bir ilişkideydim ama ona asla birini yakıştırmazdım. Onunla görüşmek isteyen her erkekte bir kusur bulurdum. Hele sosyal mecralarda bir fotoğraf paylaştığımda Beyza’yı soran erkeklere onları ipe asmak ister gibi cevaplar yazardım. Sonradan Beyza’ya şikayet ederlermiş beni. Beyza; kankacım keşke küfretmeseydin derdi. Sadece bu kadar cesaretsizce ve basit bir mesajın onu etkilemesinden korkardım. Onun seveceği kişi onu çok mutlu etmeliydi çünkü. Böyle basit basit davranmamalıydı. Öyle olmadı tabii. Ne kadar sakınsam da onu. Beyzanın asla değerini bilmeyecek, enkazda kaldığında dahi annem izin vermedi deyip enkazının başına gitmeyen bir erkeği sevdi. Çok ağladı çok üzüldü. Çok da zayıfladı o dönem. Bahsetmek ve nefret kusmak da istemiyorum burada. Eminim bu yazıyı da okuyacaktır zaten. Güzel anılara dönmek istiyoru…

Üniversite’de cebimizde asla para yoktu ama gezmediğimiz kafe kalmamıştı. Derslerden kaçıp kaçıp bi yerlerde yemek yemeye gidiyorduk. İlk sene Akdo’da Mor Tutkusu diye bir içecek var, onu içemeye kaçardık sadece. Amaç buydu. Ders asılacak ama neden, çünkü o içecek içilmeli. İçecek veya yiyecekler bahaneydi tabii beraber vakit geçirmeye bayılıyorduk bence. Sonrasında bu takıntı yoğurtlu tavuk tantuniye döndü. Soğansız ama. Öyle daha güzel. Kafamız mı bozuldu, onu yemeye giderdik. Canımız sıkkınsa vakit geçirmek istiyorsak veya her neyse. Beyza ölene kadar hep oraya gittik. Aşamadım bu durumu, ancak geçen hafta tekrar o çok sevdiğim yemeği yiyebildim. Yerken nasıl içim yandı ama anlatamam. Artık tadı da güzel değildi zaten. Bu dünya onsuz nasıl da renksiz nasıl da çirkin. Özellikle hayatım hakkında önemli saydığım bütün anlarda, mutlu olmam gerekirken aklıma gelen tek şey beyza ve onun yokluğuna dair duyduğum öfke. Mesela nikah şahidim olacaktı. Olamadı, öldü çünkü. Gelin odamda tek derdimin makyajımın akmaması olması gerekirken etrafımdaki insanları korkutacak kadar ağladım. Balayı tatilimde heyecanla parmak arası terliklerimi giyip konakladığım yerden ayrılacakken de ağladım. İşe girdim şimdi. Uzaklara dalıyorum yine. Ofisime gelmesini hayal ediyorum çünkü. Mutlu olduğum ne kadar an varsa her birinin vicdan azabını çektim ben aslında. Beyza mezardayken mutlu olmamam gerektiğini düşündüm çünkü. Kimine göre daha hayatın başı olan yaşamımda onun gibi biri ile tanışmamın mümkünatı yok. Bu bir abartı değil, beyzayı tanıyanlar bana hak verecektir zaten. Onun ölümünden sonra belki bir senedir yazdığım bu edebi kaygılardan uzak, kimine göre uyduruk yazı, seneler sonra dahi onu unutmamak adına yazmaya başladığım bir yazıydı. Daha fazla devam edemeyeceğim sanırım. Belki daha sonra bir şeyler ekler ve güncellerim. Bilmiyorum…

Yorumlar

  1. Menekşe Özaslan 6 Mayıs 2024 at 5:35 pm

    Ah Beyzoş , biricik, temiz kalpli Beyzam. Onun güzel kalbi, temiz dostluğu ,sevgisi iyi ki bizlere nasip oldu. İyi ki hayatımdan bir Beyza geçti. Onu çok seviyorum ve çok özlüyorum. Umarım orada çok mutlusundur biz seni asla unutmayacağız hep bizimlesin…🤍

    Cevapla
  2. Adil ŞERBETCİ 6 Mayıs 2024 at 5:53 pm

    Yazınızı baştan sona okudum ve inanın yaşadığınız duyguları anlamamak, yaşamamak bir amca olarak çok zor değil, beyzamın arkadaş olarak seni seçmesi gerçekten bir tesadüf değil olsa olsa ilahi bir yönelimmiş aslında, onun kadar seni de değerli kılan, Onu her ne kadar düşüncelerinde olsa da, kalbinde ve makalelerinde yaşatma arzun, beni çok mutlu ettin. Depremin ilk gününden kızımı kucağıma aldığım Son ana kadar Hep bir umutla azimle kararlılıkla enkazın başında bekledim. Hep özür diledim yetişemedim size dedim helallik istedim inşallah bizleri görmüş ve duymuşlardır

    Cevapla
  3. Ebru Can Güzel 6 Mayıs 2024 at 5:59 pm

    Ah Beyza… Onu kısacık bir zamanda tanıdım ama o kısacık zaman bile çok güzeldi. İyi tanıdım onu. Ve sen Nur o kadar güzel anlatmışsın ki ne dersem diyeyim basit kalır yanında. Nurlar içinde uyusun…

    Cevapla

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir