Dalmış olduğu delikten gözlerini ayırdı. etrafında kimseyi göremedi. elleriyle pantolonun ceplerini kontrol ettikten sonra saçlarını sağa doğru taradı. tekrardan duvardaki deliğe odaklandı. bir ânda irkildi, etrafına bakındı. tek başınaydı. elleriyle ense kökünü kavradı. çıkması için iki tane yumruk attı. kadın elini kavradı. adam kasılmış ellerini hissetmeye başladı. bir anda gevşedi. elinin üzerindeki damar hacmini kaybetmeye başladı. kadın çıplak ayaklarıyla erkeğin önüne geçti. gözlerinin içine baktı. koşarak deliği kapadı. adam kadından korktu. bu duyguyu hayatında kaçıncı defa tattığını düşünmeye başladı. kadın yerinde durmadı. erkeğin sağ ayağına bastı. erkeğin elini kavradı. sıkmış olduğu yumruğu tırnak uçlarıyla açtı. adamın eli su çıkarmayan kuyulara benziyordu. kadın jam ağızlı ince sigarasının külünü adamın avucuna saldı. diğer elini kaldırdı ve bir dilekte bulundu adam. mahcup ve ince ses tonuyla kulağına doğru üfledi. kadın deliye döndü. sararmış dişlerini gösterdi. üstüne sinmiş kokuyu fütursuzca geğirdi. işte bunun gerçeklik olduğunu anlamaya yakındı adam. fakat anlamadı. kokunun özel yanını düşündü. özgünlüğünü, mahcubiyetini ve kaosunu. ancak sek bir koku bunun müsebbibi olabilirdi.

sonra gülümsedi. yanakları kasıldı. gözleri kısıldı. kirpiklerini suladı.

“berrak suyun doğumuna, ve bizlerin eşsizliğine

ve yaşamak

yaşamak

sunaklardan taşan suya

berraklığa

[sesi kısıldı son bir hamleyle]

suyun berrak ölümüne”

kadın ve adam sular içinde dirildi. takozu indirdi mi, ne ayıplar!

sırtlanlar gördü.

sadece

sırtlananlar

Emre Hacıarap

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir